Telomerlerimizi Beslenme ve Egzersizle Uzatabilir miyiz?

 Telomerleri, kromozomların uçlarını koruyan ayakkabı bağcıklarının ucundaki plastik kapaklara benzetebilirsiniz. Bu koruyucu yapılar, kromozomların çoğalırken parçalanmasını ve yıpranmasını engeller.

Ancak yaşlandıkça ve hücrelerimiz bölündükçe bu telomerler giderek kısalır. Telomerler ne kadar kısalırsa, kanser ve kalp hastalıkları gibi yaşa bağlı hastalıklara yakalanma riskimiz de o kadar artar. Telomerlerin önemi hakkında henüz yeni yeni bilgi sahibi olmaya başlıyoruz.

Telomerleri uzatmak için sadece bir telomeraz takviyesi almak yeterli değil. Telomeraz, vücut tarafından üretilen bir enzimdir. Bu nedenle bilim insanları, vücudun kendi telomeraz üretimini nasıl artırabileceğini araştırıyor. Telomerazı artıran bazı ilaçlar mevcut, fakat ne yazık ki bu ilaçlar bazı kanser türlerinin büyümesini de hızlandırabiliyor.

Bu yazıda, telomerleri beslenme ve egzersizle nasıl uzatabileceğimiz üzerine odaklanacağız. Önce egzersizle başlayalım.

 

Egzersiz ve Telomerler

Günümüzde fitness alanında ağırlık çalışmaları ve diyet odaklı yaklaşımlar çok popüler. Kardiyo (dayanıklılık egzersizleri) ise gereksiz ya da verimsiz olarak görülüyor. Ancak ben bu yaklaşımı doğru bulmuyorum. Ağırlık çalışmaları + sağlıklı beslenme + kardiyo üçlüsünü birlikte öneriyorum.

2018 yılında European Heart Journal dergisinde yayınlanan bir çalışmada, egzersizin telomer uzunluğu ve telomeraz aktivitesi üzerindeki etkileri incelendi. 6 ay süren bu çalışmada 124 kişi dört gruba ayrıldı:

  • Dayanıklılık antrenmanı (kardiyo)
  • HIIT (yüksek yoğunluklu interval antrenman)
  • Direnç antrenmanı (ağırlık çalışması)
  • Kontrol grubu (egzersiz yapmayan)

Haftada üç kez 45 dakikalık antrenman yaptırılan katılımcıların beyaz kan hücrelerinde telomer uzunluğu ve telomeraz aktivitesi ölçüldü.

Çalışmanın yürütücüsü Prof. Ulrich Laufs şöyle diyor:

“Dayanıklılık ve HIIT yapan gruplarda, telomeraz aktivitesi ve telomer uzunluğu artış gösterdi. Bu, hücresel yaşlanma ve sağlıklı yaşlanma açısından önemli. İlginç şekilde, direnç antrenmanı bu etkiyi göstermedi.”

Yani:

✅ Kardiyo ve HIIT → Telomer uzunluğunu artırıyor

❌ Direnç antrenmanı → Bu etkiyi göstermiyor

Bu elbette ağırlık çalışmalarının faydasız olduğu anlamına gelmiyor. Kas sağlığı ve yaşla birlikte kas kaybını önlemek için direnç antrenmanları gereklidir.

Ama kardiyoyu ihmal etmeyin.

HIIT’in de telomerleri uzattığı görülüyor. Bu egzersiz türlerinin neden böyle etkili olduğu tam net değil ama kan dolaşımında nitrik oksit (NO) artışı buna katkı sağlıyor olabilir.

2000 yılında yapılan bir çalışmada, nitrik oksidin telomerazı aktive ettiği gösterilmişti. Ancak 2007’de çıkan başka bir çalışma bu görüşe karşı çıktı. 2011’de yayımlanan bir başka araştırma ise nitrik oksidin telomeraz aktivitesini olumlu etkilediğini doğruladı.

Nitrik oksit üretimi yaşla azalır. Bu nedenle, egzersiz sırasında özellikle burundan nefes alarak bu üretimi artırmak önemlidir.

Kardiyo, hücresel yaşlanmayı yavaşlatabilir hatta tersine çevirebilir.

Beslenme ve Telomer Uzunluğu

Beslenme ile telomer uzunluğu arasındaki ilişkiyi gösteren veriler uzun süre yetersizdi. Ancak 2018 yılında ABD’de yapılan geniş bir çalışmada, yüksek lifli beslenen bireylerin telomerlerinin daha uzun olduğu gösterildi.

 

ABD’den 5.674 yetişkinin dahil edildiği bu araştırmada:

En az lif tüketenlerle en çok tüketenler arasında hücresel yaşlanmada 4.8 ila 6 yıl fark olduğu bulundu.

Bu bulgu, 2014’teki bir başka çalışmayla da örtüşüyor. O çalışmada yüksek lif alımının ölüm riskini %23 oranında azalttığı gösterilmişti. Özellikle tahıl ve sebze kaynaklı lif bu etkiyi yaratırken, meyve lifinde benzer bir ilişki görülmemişti.

Lif tüketiminin telomerleri koruması, belki de yüksek lifli diyetlerin neden kronik hastalıklardan koruduğunu açıklayan bir mekanizmadır.

Lif Açısından Zengin Besinler:

  • Tam buğday makarna
  • Tam buğday ekmeği
  • Esmer pirinç
  • Yulaf ezmesi
  • Bezelye
  • Mısır
  • Patates
  • Mercimek
  • Baklagiller
  • Böğürtlen ve diğer meyveler

Günümüzde keto ve düşük karbonhidrat diyetlerinin popülaritesi nedeniyle lif tüketimi daha da azalmış durumda. Bu tür diyetler kısa vadede yağ kaybı sağlayabilir ama uzun vadede sağlıklı olmayabilir. Yüksek karbonhidrat içeren ama sağlıklı, lif yönünden zengin bir diyetle de fit kalmak mümkündür.

Günlük Lif İhtiyacı:

  • Kadınlar için: 21–25 gram/gün
  • Erkekler için: 30–38 gram/gün

Ancak ABD’de sadece nüfusun %10’u bu hedefe ulaşıyor. Bu konuda beslenme rehberleri doğru bir yönlendirme yapıyor diyebiliriz.

Lifin Diğer Faydaları:

  • Kolesterol ve kan şekeri seviyelerini düşürür
  • Kalp hastalıkları ve diyabet riskini azaltır
  • Sindirim ve bağırsak sağlığını artırır
  • Sağlıklı bağırsak bakterilerini besler

 


Nitrik Oksit Üretimini Artıran Besinler:

  • Yeşil yapraklı sebzeler (roka, ıspanak, kale)
  • Pancar
  • Bitter çikolata
  • Narenciye
  • Karpuz
  • Kırmızı şarap
  • Rhubarb (ışgın otu)

Yukarıdaki besinleri yüksek lifli gıdalarla birlikte tüketmek, telomer sağlığı açısından ideal olabilir.

Sonuç

Yaşlanma, egzersiz ve beslenme arasındaki ilişkiyi yeni yeni anlamaya başlıyoruz. Telomerleri korumak, yalnızca yaşlanmayı geciktirmek değil, kronik hastalıkların önüne geçmek için de önemli bir strateji olabilir.

Kardiyo yapın. Lifli beslenin. Nitrik oksidi artırın. Ve kaslarınızı da ihmal etmeyin.

Sağlıkla.

Fonksiyonel Tıp Hekimi Ne Yapar?

Hiç bedeninizin size karşı çalıştığını hissettiniz mi?
Belki ne kadar uyursanız uyuyun yorgun uyanıyorsunuz.

Belki de odaklanmayı imkânsız kılan bir beyin sisiyle boğuşuyorsunuz. Doktorlara gittiniz, ilaçlar denediniz, verilen tüm tavsiyelere uydunuz ama semptomlar hâlâ devam ediyor. Bu durum hayal kırıklığı yaratıyor, insanı bunaltıyor ve çaresiz hissettirebiliyor.

 

 

 

Ama ya sorun sadece semptomlar değilse—belki de yaklaşımda bir eksiklik varsa?
İşte burada Fonksiyonel Tıp devreye giriyor. Geleneksel tıbbın çoğu zaman yalnızca semptomları yönetmeye odaklandığı yerde, Fonksiyonel Tıp daha derine iner ve sağlık sorunlarınızın asıl nedenini bulmaya çalışır. Kronik yorgunluk, beyin sisi gibi şikâyetleri kişiselleştirilmiş ve bilim temelli bir yaklaşımla ele alır; size enerjinizi, odağınızı ve yaşam sevincinizi geri kazandırmayı hedefler.

Fonksiyonel Tıp ya da Holistik Tıp kavramlarını duydunuz ama tam olarak ne anlama geldiklerini bilmiyorsanız, doğru yerdesiniz.
Bugün, Fonksiyonel Tıp’ın ne olduğunu, nasıl çalıştığını ve neden birçok insanın hayatını değiştirdiğini konuşalım.

 

 

Fonksiyonel Tıp Nedir?

Öncelikle: Fonksiyonel Tıp bir sağlık trendi değil. Sağlığa, hastalığa ve iyileşmeye bambaşka bir bakış açısı sunan, geleceğin tıbbı olduğuna inandığım bir yaklaşımdır. Ben de kendi kliniğimi bu yaklaşım üzerine kurdum çünkü işe yarıyor.

Fonksiyonel Tıp daha doğru soruları sormakla ilgilidir.
Yorgunluk, hafıza sorunları ya da beyin sisi gibi semptomlara “Bu neden oluyor?” sorusunu sorar.

 

Bu yaklaşım kişi odaklıdır: sizi sadece teşhislerden ibaret bir hasta değil, bir bütün olarak ele alır.
Geleneksel Batı tıbbı izole semptomları tanımlayıp bunları ilaçla bastırma eğilimindedir ki bu akut durumlar için harika çalışır (örneğin enfeksiyon veya kalp krizi).
Ama diyabet, hipertansiyon, depresyon, yorgunluk ya da demans gibi kronik hastalıklarda pek de başarılı değildir.

Fonksiyonel Tıp, semptomları değil nedenleri anlamaya çalışır.
Bedeninizi bir orkestra gibi düşünün. Beyin, bağırsaklar, hormonlar, bağışıklık sistemi, metabolizma ve duygularınız uyum içinde çalışmalıdır. Fonksiyonel Tıp bu orkestranın şefi gibi davranır: sistemlerin yeniden senkronize olmasını sağlar.

Ayrıca herkesin farklı olduğunu kabul eder.
İki kişide beyin sisi olabilir ama biri vitamin eksikliği yaşarken diğeri kronik inflamasyondan mustarip olabilir. Fonksiyonel Tıp bu farklılıkları belirleyip kişiye özel bir iyileşme haritası çıkarır.

Bu yaklaşım, geleneksel tıbba karşı değildir.
Tam tersine, onu araç kutusundaki bir araç olarak görür—tek araç olarak değil.
Ben de geleneksel tıp eğitimi aldım. O sistemin de değerli yanları var, ama bedenin tümüne bakmak orada öğretilmiyor. Bu onların hatası değil, sistemin eksikliği.

 

 

Peki, Fonksiyonel Tıp’ı bu kadar etkili yapan ne?

Çünkü semptomlara değil, onların altındaki nedenlere odaklanır.
Örneğin kronik yorgunluk. Geleneksel tıpta bu durum genellikle strese, tembelliğe ya da depresyona bağlanıp geçiştirilebilir. Fonksiyonel Tıp ise şunu sorar:
“Neden bu kadar yorgunsun?”
Belki bağırsak mikrobiyotan bozuldu.
Belki tiroid hormonun düşük.
Belki uzun süredir küf maruziyetin var.
Nedeni bulup o kök problemi çözünce, semptomlar doğal olarak ortadan kalkar.

Bu yaklaşım bilime dayanır.
Fonksiyonel Tıp Akademisi gibi kuruluşlar, bilimsel temeli sürekli geliştirir ve klinisyenlere en iyi araçları sunar.

Ve evet, Fonksiyonel Tıp %100 kişiselleştirilmiştir.
Tedavi protokolü ortalamalara göre değil, sizin biyolojinize göre şekillenir:
• Sağlık geçmişiniz
• Yaşam tarzınız
• Laboratuvar sonuçlarınız
• Genetik yapınız

Benzer şikayetleri olan iki kişi bambaşka tedaviler alabilir çünkü nedenleri farklıdır.

 

Fonksiyonel Tıp sizi pasif bir hasta konumuna koymaz;
sizi iyileşmenin aktif bir ortağı yapar.
Beslenmenizde, yaşam tarzınızda, alışkanlıklarınızda gerçek değişiklikler yapmanız için sizi güçlendirir.

Fonksiyonel Tıp Beyin Sisi ve Yorgunluğu Nasıl Ele Alır?

İşte Fonksiyonel Tıp’ın araştırdığı ana başlıklar:
1.      Bağırsak Sağlığı
Bağırsak ve beyin arasında doğrudan bir bağlantı vardır. Mikrobiyota dengesi bozulduğunda beyin sisi, yorgunluk, cilt sorunları ve metabolik bozukluklar görülebilir. Fonksiyonel Tıp, bağırsak dengesini onararak net düşünmeyi ve enerji seviyesini artırmayı hedefler.
2.      Kronik Enflamasyon
İşlenmiş gıdalar, stres, gizli enfeksiyonlar vücutta sürekli “alarm” haline neden olur. Bu da enerji düşüklüğü ve bilişsel yavaşlama yaratır. Enflamasyonun azaltılması temel adımdır.
3.      Hormon Dengesizlikleri
Tiroid, adrenal, seks hormonları ve insülin gibi hormonlar enerji ve bilişsel işlev için kritiktir. Fonksiyonel Tıp bu dengesizlikleri saptayıp doğal yollarla yeniden dengelemeyi amaçlar.
4.      Toksinler ve Detoksifikasyon
Ağır metaller, küf, kimyasallar gibi çevresel toksinler hücresel enerjiyi bozar. Fonksiyonel Tıp, vücudun doğal detoks sistemlerini destekleyerek bu yükü azaltır.

Bunun gibi başka sistemler de vardır.

 

 

Fonksiyonel Tıp Kimler İçin Uygun?

Aşağıdaki cümlelerden biri bile size tanıdık geliyorsa, Fonksiyonel Tıp size uygundur:
•       “Semptomları yönetmekten bıktım, asıl nedeni öğrenmek istiyorum.”
•       “Kendi bedenime göre kişiselleştirilmiş bir plan istiyorum.”
•       “Beslenme, yaşam tarzı ve stresin sağlığıma etkisini keşfetmeye hazırım.”

En güzel yanı? Fonksiyonel Tıp herkes içindir.
Yaşınız, cinsiyetiniz, mevcut sağlık durumunuz ne olursa olsun size uyum sağlar.
Ama en iyi sonucu, sağlığına aktif şekilde sahip çıkmak isteyen bireylerde verir.
Mükemmel olmak zorunda değilsiniz. Ama adım atmaya gönüllü olmanız yeterli.

Sonuç:
Beyin sisi, yorgunluk ya da benzer semptomlarla yaşamak zorunda değilsiniz.
Fonksiyonel Tıp bu semptomları değil, onların size vermeye çalıştığı mesajları çözümler.
Bağırsak sağlığı, enflamasyonun azaltılması, hormon dengesi ve daha fazlası ile gerçek anlamda iyileşme mümkündür.

Sağlıkla.

Dünya’da İntegratif Tıp

Ülkemizde GETAT ya da açılımıyla Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp adıyla biliyoruz onu.

CAM, yani “Complementary ve Alternative Medicine” ise oldukça yaygın bir kullanım. Biz “Bütünsel Tıp” demeyi tercih ediyoruz. Bu terminoloji kargaşasının ardında basit bir yaklaşım yatıyor aslında.

  • Daha az girişimsel
  • Daha az toksik
  • Daha ekonomik
  • Hastanın kültürüne daha yakın bir tedavi yaklaşımı.

Bireyin fiziksel, duygusal, psikolojik ve inanç yönlerini de dikkate alan, konvansiyonel (modern) tıp ile ortak bir tedavi yaklaşımı.

WHO (Dünya Sağlık Örgütü) raporlarına göre bugün dünyada insanların %70 – %80’i Geleneksel ve Tamamlayıcı, ya da “Alternatif” Tıp yöntemlerini tercih ediyor ve bu oran giderek artıyor.

Nedir bu yöntemler?

Aslında bir çoğu bize oldukça tanıdık, bazıları ile yeni yeni tanışıyoruz. Ülkemizde bunların bazıları sadece hekimler tarafından uygulanmak üzere sertifikasyonlandırılır, fakat dünyanın farklı ülkelerinde farklı uygulamalar var.

  • Akupunktur
  • Homeopati
  • Ozon Tedavisi
  • Kupa Tedavisi
  • Aromaterapi
  • Müzik Terapisi
  • Ayurveda
  • Reflexoloji
  • Fitoterapi
  • Osteopati

ABD’de Ulusal Sağlık Araştırmasına göre (National Health Interview Survey) Amerikalılar alternatif tıp tedavileri için 2012 yılında ceplerinden 30 milyar USD harcamışlar. Üstelik ABD ve Avrupa ülkelerinde bu tip tedavi harcamalarının bir kısmı resmi ve özel sağlık sigortaları tarafından ödenmektedir.

Beden & Ruh İkilemi ve Tıp

Fransız filozof Descartes’in hediyesidir “kartezyen düalizm.”

Yani insanı beden ve ruh diye ikiye ayırma anlayısı. Bundan sonra baslamıstır insan bedenini bir makina gibi görmek. Gelisen tıp anlayısı da bundan nasibini aldı. Bu anlayısın ardından John Locke ve David Hume’un indirgemeci diye nitelendirebilecegimiz anlayısı gelince artık sistemin küçük bir parçasını anlayabilirsek sistemin kendisini de anlayabilecegini düsündü insan zihni. Elbette günümüz tecrübesinden bakınca hayli kibirli sayılabilecek bu anlayış, insanı örnegin bir saat gibi görmeye kadar uzandı. Saat çalısmıyorsa ya zemberegi bozulmustur ya da içindeki bir çark. Bunu tamir edersek saat çalısır, o halde insana da aynı anlayısla yaklasmak mümkündü. Öyle de oldu. Gectigimiz yüzyılda hızla yükselen diagnostik teknoloji mikro düzeyde branslasmanın da önünü açtı.

Fakat sistemleri derinlemesine analiz etme anlamında hayli yararlı olan bu yaklasım, insanının giderek artan kronik hastalıkları karsısında yetersiz kalmaya basladı. Çünkü artık ne obesite g

 

astroenterolojinin, ne de diyabet endokrinolojinin sorunu degil sadece. Dolayısı ile bu sorunları sadece bu branslardaki hekimlerin cözmesi de artık mümkün degil.

Genis çaplı multidisipliner bir anlayısı gerektiren yaklasım hastaya daha çok zaman ayıran holistik yaklasımların önünü açtı.

 

Alternatif Tıp Uygulamaları Kanıta Dayalı mı?

Batı tıbbı kendi bilimsel anlayışı ile tıbbi yöntemleri sorgular. Haklı bir istektir bu. Çünkü milyonlarca ilaç, cerrahi yöntem vs arasında hangisinin gerçekten işe yaradığını kesin kurallarla belirleme ihtiyacı duyar. Dolayısı ile kendi yöntemini geliştirmiştir.
Bu yöntem basittir. Yeni bir ilaç ya da yöntemi “uygulanabilir” bulmak için temelde iki şeye bakılır:

· Bu uygulama/ilaç etkili mi?
· Bu uygulama/ilaç zararsız mı? (Yan etki )

Yöntem ise “klinik çalışma” dediğimiz şeydir. Birbirine benzer ilaçları karşılaştırır, ya da ilaç ile ilaç görüntüsü verilmiş zararsız bir madde (plasebo) eşit koşullarda karşılaştırır.
Sonuçlar matematiksel olarak istatistiki yöntemlerle ölçülür ve ortaya bir değerlendirme çıkar.
Değerlendirme denenmekte olan ilaç/yöntem lehine olumlu ise çalışma belli bir formatta yazılır ve uluslararası saygınlığı olan dergilerde yayınlanır, varsa itirazlar değerlendirilir ve o ilaç ile ilgili yeni bir kanaat oluşturulmuş olur. Bun göre sağlık otoriteleri o ilaç ya da yönteme onay verir, ya da vermez.

Bu yöntemle Covid 19 pandemisi sırasında aşı geliştirme aşamasında hepimiz tanıştık.
Tamamlayıcı ve alternatif tıp dediğimiz tedavi yaklaşımında sentetik ilaç yoktur ama uygulamalar (akupunktur, homeopati ya da ozon terapi gibi) değerlendirilir. Ve son yıllarda yapılan araştırmalar göstermiştir ki, bu tip uygulamalar hiç de kanıtsız değildir artık. Üstelik bu tip çalışmaların sonuçlarının yayınlandığı dergi sayısı da giderek artmaktadır. (Tablo 1)

Tablo 1

Değişen dünyada tıp da değişiyor, artık ön yargıları bir kenara koyup hasta için en iyisi ne ise ona odaklanmanın, hastayı bedensel, ruhsal ve inanç sistemiyle, kültürüyle bir bütün olarak kabul edip, ona en iyi gelecek yöntemleri kullanmanın zamanı.

Yine de, tüm bu gelişmelere rağmen, bu uygulamalar “kanıta dayalı değil” iddiasını sıklıkla duyuyoruz. Ama iddia sahipleri kendi inandıkları yöntemlerle yapılmış klinik araştırmalara bakma ihtiyacı bile duymuyorlar. Bugün tüm dünyada yapılmış klinik çalışmaların verisine ulaşabileceğiniz PubMed’e girip “akupunktur yazdığınızda karşınıza 30 binin üzerinde çalışma çıkıyor. (Tablo2)
İşin ilginç kısmı bu çalışmaların çoğunda akupunktur uygulamalarının avantajları vurgulanıyor. Aynı şey diğer tamamlayıcı/alternatif tıp yöntemleri için de geçerli.

 

Tablo 2

Değişen dünyada tıp da değişiyor, artık ön yargıları bir kenara koyup hasta için en iyisi ne ise ona odaklanmanın, hastayı bedensel, ruhsal ve inanç sistemiyle, kültürüyle bir bütün olarak kabul edip, ona en iyi gelecek yöntemleri modern tıbbın olanaklarıyla harmanlayıp kullanmanın zamanı.

Bu nedenle tedaviler artık “bütünsel” olmalı diyoruz.

Menopoz ve Beslenme Önerileri

Menopoz konusu oldukça ayrıntılı konuşulması gereken bir konu. Sadece bu dönemde östrojen gibi davranan bazı doğal besinlerden bahsedelim.

Kadında bu dönemde östrojen, progesteron ve testosteron dengesi arık farklı bir kompozisyondadır ve yaşam pratiğinde bu gerçek göz önüne alınmalıdır. Bunlara prolaktin, tiroid hormonu, DHEA, kortizol ve insülin de katılınca bazı şeyler eskisi gibi yürümeyebiliyor.

Hormonal denge ve buna uygun replasmanlar daha uzun bir yazının konusu. O nedenle bu dönemde tüketilmesinde yarar olan bazı doğal besinlerden bahsedeceğiz.

Fakat genel olarak bir östrojen yetersizliğinden bahsetmek konunun anahattı için belirleyici olacaktır.

Düzenli bir egzersiz programının yanına eklenmiş iyi bir beslenme yolun yarısını geçmek anlamına gelir.

  • Öncelikle sebze ağırlıklı beslenmek önemlidir. Brokoli, lahana, karnabahar gibi sebzeler mevsimine göre düzenli tüketilmeli. Çiğ ıspanak, üzüm, erik, kayısı, limon, sarımsak, portakal, badem, fındık, beyaz peynir, havuç, muz, kiraz, kestane, lahana, hurma, incir, greyfurt, çavdar ekmeği, yer elması ve soya fasulyesi yemek de bu dönemde görülen şikayetlerin azalmasına yardımcı olur
  • Somon, ton, uskumru ve levrek gibi soğuk deniz balıklarının tüketilmesinin çok etkili olacaktır. Haftada mümkünse iki kez.
  • Balık yağı: EPA ve DHA toplam 1000 mg/gün
  • Homosistein düşükse Vitamin B6, B12 ve B9 desteği.
  • Zerdeçal extraktı
  • Çay olarak: Civan perçemi, Ada çayı, Hayıt.

Şeker, alkol ve elbette sigara bu dönemde özellikle uzak durulması gereken üç şey.

İnfertilite Tedavisinde Alternatif ve Tamamlayıcı Tıp

Hızlı ekonomik gelişme, hayat tarzlarında değişiklik, çevre kirliliği, besin diye yediğimiz plastikler insanoğlunun en doğal özelliklerinden biri olan üreme fonksiyonunu da vurdu. Dünya Sağlık Teşkilatının rakamlarına göre 10 çiftten biri doğal yollardan çocuk sahibi olamıyor.

Bu durumda IVF (tüp bebek) tedavisi milyonlarca çift için umut oldu. Fakat tüm gelişen teknolojilere rağmen IVF başarısı %30’lar civarında. Ovulasyonu indüklemek için yapılan aşırı hormon yüklemesinin yan etkileri, tekrarlayan denemelerle ağırlaşan ekonomik yük de cabası.

IVF tedavisinin sonuçlarını olumlu yönde artırmak için dünyanın bir çok önemli tüp bebek merkezinde alternatif ve tamamlayıcı tıp yöntemleri ve özellikle de akupunktur neredeyse rutin hale geldi.

IVF tedavisinin sonuçlarını olumlu yönde artırmak için dünyanın bir çok önemli tüp bebek merkezinde alternatif ve tamamlayıcı tıp yöntemleri ve özellikle de akupunktur neredeyse rutin hale geldi.

Bu tedavilerin üç önemli avantajı var:

1. Zarar vermiyor
2. Doğal
3. Ekonomik

Fakat akupunktur tek yöntem değil. Hastanın profiline ve klinik duruma göre homeopati, biyorezonans, nöral terapi, fitoterapi ve hatta ayurveda IVF tedavisi sırasında veya öncesinde bebek bekleyen çiftlere hem erkek hem kadın büyük avantajlar sunuyor.

Bu yazıda alternatif/tamamlayıcı tedavinin etki mekanizmalarından kısaca bahsedip, daha sonraki yazılarda bu etkileri tek tek inceleyeceğiz.

Yapılan araştırmalara göre, bahsedilen yöntemler subfertil kadınlara uygulandığında;

• Yumurta kalitesini artırır
• Follikül oluşumu için hormon regülasyonunu sağlar
• Uterusa kan akımını ve kalınlaşmayı artırır.
• Hastanın stress düzeyini azaltır
• Uterus kasılmalarını engeller
• IVF’de kullanılan ilaçların yan etkilerinden korur
• Bağışıklık sistemini güçlendirir
• Düşük riskini azaltır

Erkek infertilitesinde ise;

· Sperm kalitesi artar
· Sperm volümü artar
· Morfolojik bozukluklar daha az görülür
· Bağışıklık sistemi güçlenir ve bölgesel kan akımı hızlanır
· Stress düzeyini düşürür

İlerideki yazılarımızda tüm bu etkilerin ayrıntısına gireceğiz.

REFERANSLAR:

· F. Jin, “He JL discussed in assisted reproductive technology in the application of Chinese medicine,” eijing Traditional Chinese Medicine, vol. 23, no. 6, p. 329, 2004.
· S. E. Huang, “Chinese medicine artificial cycle therapy with assisted reproductive technology IVF embryo implantation rate,” Guangzhou University of Chinese Medicine, vol. 23, no. 4,p. 302, 2006.
· J. F. Smith, M. L. Eisenberg, S. G. Millstein et al., “The use of complementary and alternative fertility treatment in couples seeking fertility care: data from a prospective cohort in the United States,” Fertility and Sterility, vol. 93, no. 7, pp. 2169–2174, 2010.
· R. Chang, P. H. Chung, and Z. Rosenwaks, “Role of acupuncture in the treatment of female nfertility,” Fertility and Sterility, vol. 78, no. 6, pp. 1149–1153, 2002.
· W. E. Paulus, M. Zhang, E. Strehler, I. El-Danasouri, and K. Sterzik, “Influence of acupuncture on the pregnancy rate in patients who undergo assisted reproduction therapy,” Fertility and Sterility, vol. 77, no. 3, pp. 721–724, 2002.
· L. G. Westergaard, Q. Mao, M. Krogslund, S. Sandrini, S. Lenz, and J. Grinsted, “Acupuncture on the day of embryo transfer significantly improves the reproductive outcome in infertile women: a prospective, randomized trial,” Fertility and Sterility, vol. 85, no. 5, pp. 1341–1346, 2006.
· C. Smith, M. Coyle, and R. J. Norman, “Influence of acupuncture stimulation on pregnancy rates for women undergoing embryo transfer,” Fertility and Sterility, vol. 85, no. 5, pp. 1352–1358, 2006.
· S. Dieterle, G. Ying, W. Hatzmann, and A. Neuer, “Effect of acupuncture on the outcome of in vitro fertilization and intracytoplasmic sperm injection: a randomized, prospective, controlled clinical study,” Fertility and Sterility, vol. 85, no. 5, pp. 1347–1351, 2006.
· R. Quintero, “A randomized, controlled, double-blind, cross- over study evaluating acupuncture as an adjunct to IVF,” Fertility and Sterility, vol. 81, pp. S11–S12, 2004.
· P. Magarelli and D. Cridennda, “Acupuncture and IVF poor responders: a cure?” Fertility and Sterility, vol. 81, pp. S20–S88, 2004.
· P. Magarelli, M. Cohen, and D. Cridennda, “Acupuncture and good prognosis IVF patients: synergy,” Fertility and Sterility, vol. 82, pp. S80–S81, 2004.
· D. Cridennda, P. Magarelli, and M. Cohen, “Acupuncture and in vitro fertilization: does the number of treatments impact reproductive outcomes?” Society for Acupuncture Research, vol. 301, pp. 85–88, 2005.
· P. Magarelli, D. Cridennda, and M. Cohen, “Proposed mechanism of action of acupuncture on IVF outcomes,” Fertility and Sterility, vol. 86, pp. S174–S175, 2006.
· E. Manheimer, G. Zhang, L. Udoff et al., “Effects of acupuncture on rates of pregnancy and live birth among women undergoing in vitro fertilisation: systematic review and meta-analysis,” British Medical Journal, vol. 336, no. 7643, pp. 545–549, 2008.
· L. Rosenthal and B. Anderson, “Acupuncture and in vitro fertilisation: recent research and clinical guidelines,” Journal of Chinese Medicine, no. 84, pp. 28–35, 2007.
· E. Stener-Victorin and P. Humaidan, “Use of acupuncture in female infertility and a summary of recent acupuncture studies related to embryo transfer,” Acupuncture in Medicine, vol. 24, no. 4, pp. 157–163, 2006.

Akupunktur Nasıl Etki Eder?

Bu mekanizmayı iki yaklaşımla açıklamak mümkün.

Birincisi geleneksel Çin tıbbı yaklaşımıyla. Fakat bu yaklaşım, Batı tıbbına alışmış zihinlerimiz için zorlayıcı olacaktır. Başka bir yazıda bahsederiz.
O nedenle şimdilik bildiğimiz tıbbın diliyle anlatmaya çalışalım. (Bu kez de terminolojiyi tek tek açıklamak gerekecek, uzun yazmak gerekir. Kısa olabilmesi için de mecburen biraz ağdalı bir dil olacak maalesef, deneyelim.)

Akupunktur bedenimizin birçok sistemi ile etkileşime girer. Bunlardan ilki lokal etkidir ve genellikle ağrı kesici karakterdedir. Bu nasıl olur?

· Bradikinin, histamin, serotonin, preoteolitik enzimler, lökotrien, araşidonik asit, prostaglandin gibi havalı ismi olan aktif uyarıcı maddelerin salınımı ile lokal kanlanma artar.
· Limbik sistem (bu sistem endokrin sistem ve otonom sinir sistemlerini kontrol eden yapıdır.) regüle edilir
· Homeostatik dengelenme gerçekleşir
· Serotonin (eksikliğinde depresif ruh hali görülen bir madde) salınır
· Dopamin artışı olur. (Dopamin eksikliğinde öğrenme, konsantrasyon, uyku, esneklk sorunları yaşanır.)
· Lokal kanlanma artışı yaygındır.

 

Sinir sistemimize etki

· Ağrı kontrol sistemi akupunktur noktalarında iğne uygulaması ile aktive olduğunda mezensefalondan (beyinde bir bölge), çıkan nöronlar uyarılarını rafe magnus çekirdeğine (ağrı ile ilgili bir yapı) gönderirler. Buradan çıkan uyarılar, omuriliğin boynuzunda bulunan ağrı bloklayıcı komplekse inerler.

· Böylece merkezi sinir sistemi ve plazmada düzeyi yükselen enkeflinlerin (ağrı kesici bir madde) ruhsal ve psikolojik durumu düzenlemede rol aldığı belirtilmektedir.

· Enkefalinlerin antidepresan, antikonvülsif ve anksiyeteyi giderici etkilerinin olduğu bilinmektedir. Akupunktur uygulaması ile endojen opioidlere ilave olarak, merkezi sinir sisteminde serotonin düzeyinde de yükselme gözlenmiştir.

· Serotonin’in, kişinin kendini iyi hissetmesi, mutlu ve halinden memnun olması, iştahının ve seks dürtülerinin normal düzeyde olması ve psikomotor dengenin sağlanmasında etkilerinin bulunduğu belirtilmektedir.

Ayrıca bağışıklık sistemini hipofizer ve pineal bez salınımları ile regüle eder, parasempatik sistemi uyararak dinlenme fazını yoğunlaştırır, bağ dokusunu rahatlatır, eksrasellüler matrixte iyon alışverişini hızlandırır, bağırsak motilitesini düzenler.

İleri klinik kanıtlara ilgi duyanlar https://www.evidencebasedacupuncture.org sitesini ziyaret edebilirler.

Evet, biraz karışık oldu sanki ama çok basit anlatınca da tam anlaşılmıyor. Oysa akupunkturun WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından onaylanmış sayısız endikasyonu var.

Bunları da bir başka yazıda anlatalım.

REFERANSLAR

1. National Center for Complementary and Integrative Health. Acupuncture. 2016.
2. National health Interview Survey. Centers for Disease Control and Prevention. 2016.
3. Vase L, Baram S, Takakura N, Takayama M, Yajima H, et al. Can Acupuncture Treatment Be Double-Blinded? An Evaluation of Double-Blind Acupuncture Treatment of Postoperative Pain. Ozakinci G, ed. PLoS ONE. 2015; 10: e0119612.
4. Howard H Moffet. Sham Acupuncture May Be as Efficacious as True Acupuncture: A Systematic Review of Clinical Trials. The Journal of Alternative and Complementary Medicine. 2009; 15: 213-216.
5. Harris RE, Zubieta J-K, Scott DJ, Napadow V, Gracely RH, et al. Traditional Chinese Acupuncture and Placebo (Sham) Acupuncture Are Differentiated by Their Effects on μ-Opioid Receptors (MORs). NeuroImage. 2009; 47: 1077-1085.
6. A Review of the Current Acupuncture Mechanisms of Action from Both an Eastern and Western Perspective, Michael Malon and Gary Tsai, February 09, 2017
7, . Hsieh YL, Hong CZ, Liu SY, Chou LW, Yang CC. Acupuncture at distant myofascial trigger spots enhances endogenous opioids in rabbits: a possible mechanism for managing myofascial pain. Acupunct Med. 2016; 34: 302-309.