Fonksiyonel Tıp Hekimi Ne Yapar?

Hiç bedeninizin size karşı çalıştığını hissettiniz mi?
Belki ne kadar uyursanız uyuyun yorgun uyanıyorsunuz.

Belki de odaklanmayı imkânsız kılan bir beyin sisiyle boğuşuyorsunuz. Doktorlara gittiniz, ilaçlar denediniz, verilen tüm tavsiyelere uydunuz ama semptomlar hâlâ devam ediyor. Bu durum hayal kırıklığı yaratıyor, insanı bunaltıyor ve çaresiz hissettirebiliyor.

 

 

 

Ama ya sorun sadece semptomlar değilse—belki de yaklaşımda bir eksiklik varsa?
İşte burada Fonksiyonel Tıp devreye giriyor. Geleneksel tıbbın çoğu zaman yalnızca semptomları yönetmeye odaklandığı yerde, Fonksiyonel Tıp daha derine iner ve sağlık sorunlarınızın asıl nedenini bulmaya çalışır. Kronik yorgunluk, beyin sisi gibi şikâyetleri kişiselleştirilmiş ve bilim temelli bir yaklaşımla ele alır; size enerjinizi, odağınızı ve yaşam sevincinizi geri kazandırmayı hedefler.

Fonksiyonel Tıp ya da Holistik Tıp kavramlarını duydunuz ama tam olarak ne anlama geldiklerini bilmiyorsanız, doğru yerdesiniz.
Bugün, Fonksiyonel Tıp’ın ne olduğunu, nasıl çalıştığını ve neden birçok insanın hayatını değiştirdiğini konuşalım.

 

 

Fonksiyonel Tıp Nedir?

Öncelikle: Fonksiyonel Tıp bir sağlık trendi değil. Sağlığa, hastalığa ve iyileşmeye bambaşka bir bakış açısı sunan, geleceğin tıbbı olduğuna inandığım bir yaklaşımdır. Ben de kendi kliniğimi bu yaklaşım üzerine kurdum çünkü işe yarıyor.

Fonksiyonel Tıp daha doğru soruları sormakla ilgilidir.
Yorgunluk, hafıza sorunları ya da beyin sisi gibi semptomlara “Bu neden oluyor?” sorusunu sorar.

 

Bu yaklaşım kişi odaklıdır: sizi sadece teşhislerden ibaret bir hasta değil, bir bütün olarak ele alır.
Geleneksel Batı tıbbı izole semptomları tanımlayıp bunları ilaçla bastırma eğilimindedir ki bu akut durumlar için harika çalışır (örneğin enfeksiyon veya kalp krizi).
Ama diyabet, hipertansiyon, depresyon, yorgunluk ya da demans gibi kronik hastalıklarda pek de başarılı değildir.

Fonksiyonel Tıp, semptomları değil nedenleri anlamaya çalışır.
Bedeninizi bir orkestra gibi düşünün. Beyin, bağırsaklar, hormonlar, bağışıklık sistemi, metabolizma ve duygularınız uyum içinde çalışmalıdır. Fonksiyonel Tıp bu orkestranın şefi gibi davranır: sistemlerin yeniden senkronize olmasını sağlar.

Ayrıca herkesin farklı olduğunu kabul eder.
İki kişide beyin sisi olabilir ama biri vitamin eksikliği yaşarken diğeri kronik inflamasyondan mustarip olabilir. Fonksiyonel Tıp bu farklılıkları belirleyip kişiye özel bir iyileşme haritası çıkarır.

Bu yaklaşım, geleneksel tıbba karşı değildir.
Tam tersine, onu araç kutusundaki bir araç olarak görür—tek araç olarak değil.
Ben de geleneksel tıp eğitimi aldım. O sistemin de değerli yanları var, ama bedenin tümüne bakmak orada öğretilmiyor. Bu onların hatası değil, sistemin eksikliği.

 

 

Peki, Fonksiyonel Tıp’ı bu kadar etkili yapan ne?

Çünkü semptomlara değil, onların altındaki nedenlere odaklanır.
Örneğin kronik yorgunluk. Geleneksel tıpta bu durum genellikle strese, tembelliğe ya da depresyona bağlanıp geçiştirilebilir. Fonksiyonel Tıp ise şunu sorar:
“Neden bu kadar yorgunsun?”
Belki bağırsak mikrobiyotan bozuldu.
Belki tiroid hormonun düşük.
Belki uzun süredir küf maruziyetin var.
Nedeni bulup o kök problemi çözünce, semptomlar doğal olarak ortadan kalkar.

Bu yaklaşım bilime dayanır.
Fonksiyonel Tıp Akademisi gibi kuruluşlar, bilimsel temeli sürekli geliştirir ve klinisyenlere en iyi araçları sunar.

Ve evet, Fonksiyonel Tıp %100 kişiselleştirilmiştir.
Tedavi protokolü ortalamalara göre değil, sizin biyolojinize göre şekillenir:
• Sağlık geçmişiniz
• Yaşam tarzınız
• Laboratuvar sonuçlarınız
• Genetik yapınız

Benzer şikayetleri olan iki kişi bambaşka tedaviler alabilir çünkü nedenleri farklıdır.

 

Fonksiyonel Tıp sizi pasif bir hasta konumuna koymaz;
sizi iyileşmenin aktif bir ortağı yapar.
Beslenmenizde, yaşam tarzınızda, alışkanlıklarınızda gerçek değişiklikler yapmanız için sizi güçlendirir.

Fonksiyonel Tıp Beyin Sisi ve Yorgunluğu Nasıl Ele Alır?

İşte Fonksiyonel Tıp’ın araştırdığı ana başlıklar:
1.      Bağırsak Sağlığı
Bağırsak ve beyin arasında doğrudan bir bağlantı vardır. Mikrobiyota dengesi bozulduğunda beyin sisi, yorgunluk, cilt sorunları ve metabolik bozukluklar görülebilir. Fonksiyonel Tıp, bağırsak dengesini onararak net düşünmeyi ve enerji seviyesini artırmayı hedefler.
2.      Kronik Enflamasyon
İşlenmiş gıdalar, stres, gizli enfeksiyonlar vücutta sürekli “alarm” haline neden olur. Bu da enerji düşüklüğü ve bilişsel yavaşlama yaratır. Enflamasyonun azaltılması temel adımdır.
3.      Hormon Dengesizlikleri
Tiroid, adrenal, seks hormonları ve insülin gibi hormonlar enerji ve bilişsel işlev için kritiktir. Fonksiyonel Tıp bu dengesizlikleri saptayıp doğal yollarla yeniden dengelemeyi amaçlar.
4.      Toksinler ve Detoksifikasyon
Ağır metaller, küf, kimyasallar gibi çevresel toksinler hücresel enerjiyi bozar. Fonksiyonel Tıp, vücudun doğal detoks sistemlerini destekleyerek bu yükü azaltır.

Bunun gibi başka sistemler de vardır.

 

 

Fonksiyonel Tıp Kimler İçin Uygun?

Aşağıdaki cümlelerden biri bile size tanıdık geliyorsa, Fonksiyonel Tıp size uygundur:
•       “Semptomları yönetmekten bıktım, asıl nedeni öğrenmek istiyorum.”
•       “Kendi bedenime göre kişiselleştirilmiş bir plan istiyorum.”
•       “Beslenme, yaşam tarzı ve stresin sağlığıma etkisini keşfetmeye hazırım.”

En güzel yanı? Fonksiyonel Tıp herkes içindir.
Yaşınız, cinsiyetiniz, mevcut sağlık durumunuz ne olursa olsun size uyum sağlar.
Ama en iyi sonucu, sağlığına aktif şekilde sahip çıkmak isteyen bireylerde verir.
Mükemmel olmak zorunda değilsiniz. Ama adım atmaya gönüllü olmanız yeterli.

Sonuç:
Beyin sisi, yorgunluk ya da benzer semptomlarla yaşamak zorunda değilsiniz.
Fonksiyonel Tıp bu semptomları değil, onların size vermeye çalıştığı mesajları çözümler.
Bağırsak sağlığı, enflamasyonun azaltılması, hormon dengesi ve daha fazlası ile gerçek anlamda iyileşme mümkündür.

Sağlıkla.

Beden & Ruh İkilemi ve Tıp

Fransız filozof Descartes’in hediyesidir “kartezyen düalizm.”

Yani insanı beden ve ruh diye ikiye ayırma anlayısı. Bundan sonra baslamıstır insan bedenini bir makina gibi görmek. Gelisen tıp anlayısı da bundan nasibini aldı. Bu anlayısın ardından John Locke ve David Hume’un indirgemeci diye nitelendirebilecegimiz anlayısı gelince artık sistemin küçük bir parçasını anlayabilirsek sistemin kendisini de anlayabilecegini düsündü insan zihni. Elbette günümüz tecrübesinden bakınca hayli kibirli sayılabilecek bu anlayış, insanı örnegin bir saat gibi görmeye kadar uzandı. Saat çalısmıyorsa ya zemberegi bozulmustur ya da içindeki bir çark. Bunu tamir edersek saat çalısır, o halde insana da aynı anlayısla yaklasmak mümkündü. Öyle de oldu. Gectigimiz yüzyılda hızla yükselen diagnostik teknoloji mikro düzeyde branslasmanın da önünü açtı.

Fakat sistemleri derinlemesine analiz etme anlamında hayli yararlı olan bu yaklasım, insanının giderek artan kronik hastalıkları karsısında yetersiz kalmaya basladı. Çünkü artık ne obesite g

 

astroenterolojinin, ne de diyabet endokrinolojinin sorunu degil sadece. Dolayısı ile bu sorunları sadece bu branslardaki hekimlerin cözmesi de artık mümkün degil.

Genis çaplı multidisipliner bir anlayısı gerektiren yaklasım hastaya daha çok zaman ayıran holistik yaklasımların önünü açtı.

 

Alternatif Tıp Uygulamaları Kanıta Dayalı mı?

Batı tıbbı kendi bilimsel anlayışı ile tıbbi yöntemleri sorgular. Haklı bir istektir bu. Çünkü milyonlarca ilaç, cerrahi yöntem vs arasında hangisinin gerçekten işe yaradığını kesin kurallarla belirleme ihtiyacı duyar. Dolayısı ile kendi yöntemini geliştirmiştir.
Bu yöntem basittir. Yeni bir ilaç ya da yöntemi “uygulanabilir” bulmak için temelde iki şeye bakılır:

· Bu uygulama/ilaç etkili mi?
· Bu uygulama/ilaç zararsız mı? (Yan etki )

Yöntem ise “klinik çalışma” dediğimiz şeydir. Birbirine benzer ilaçları karşılaştırır, ya da ilaç ile ilaç görüntüsü verilmiş zararsız bir madde (plasebo) eşit koşullarda karşılaştırır.
Sonuçlar matematiksel olarak istatistiki yöntemlerle ölçülür ve ortaya bir değerlendirme çıkar.
Değerlendirme denenmekte olan ilaç/yöntem lehine olumlu ise çalışma belli bir formatta yazılır ve uluslararası saygınlığı olan dergilerde yayınlanır, varsa itirazlar değerlendirilir ve o ilaç ile ilgili yeni bir kanaat oluşturulmuş olur. Bun göre sağlık otoriteleri o ilaç ya da yönteme onay verir, ya da vermez.

Bu yöntemle Covid 19 pandemisi sırasında aşı geliştirme aşamasında hepimiz tanıştık.
Tamamlayıcı ve alternatif tıp dediğimiz tedavi yaklaşımında sentetik ilaç yoktur ama uygulamalar (akupunktur, homeopati ya da ozon terapi gibi) değerlendirilir. Ve son yıllarda yapılan araştırmalar göstermiştir ki, bu tip uygulamalar hiç de kanıtsız değildir artık. Üstelik bu tip çalışmaların sonuçlarının yayınlandığı dergi sayısı da giderek artmaktadır. (Tablo 1)

Tablo 1

Değişen dünyada tıp da değişiyor, artık ön yargıları bir kenara koyup hasta için en iyisi ne ise ona odaklanmanın, hastayı bedensel, ruhsal ve inanç sistemiyle, kültürüyle bir bütün olarak kabul edip, ona en iyi gelecek yöntemleri kullanmanın zamanı.

Yine de, tüm bu gelişmelere rağmen, bu uygulamalar “kanıta dayalı değil” iddiasını sıklıkla duyuyoruz. Ama iddia sahipleri kendi inandıkları yöntemlerle yapılmış klinik araştırmalara bakma ihtiyacı bile duymuyorlar. Bugün tüm dünyada yapılmış klinik çalışmaların verisine ulaşabileceğiniz PubMed’e girip “akupunktur yazdığınızda karşınıza 30 binin üzerinde çalışma çıkıyor. (Tablo2)
İşin ilginç kısmı bu çalışmaların çoğunda akupunktur uygulamalarının avantajları vurgulanıyor. Aynı şey diğer tamamlayıcı/alternatif tıp yöntemleri için de geçerli.

 

Tablo 2

Değişen dünyada tıp da değişiyor, artık ön yargıları bir kenara koyup hasta için en iyisi ne ise ona odaklanmanın, hastayı bedensel, ruhsal ve inanç sistemiyle, kültürüyle bir bütün olarak kabul edip, ona en iyi gelecek yöntemleri modern tıbbın olanaklarıyla harmanlayıp kullanmanın zamanı.

Bu nedenle tedaviler artık “bütünsel” olmalı diyoruz.